6 Şubat 2023 sabahı, bu ülke sadece Kahramanmaraş’ta değil, vicdanında da yıkıldı.
“Asrın Felaketi” dediğimiz o büyük deprem, yıllardır görmezden geldiğimiz bir gerçeğin yüzümüze atılmış tokadıydı.
Türkiye bir deprem ülkesidir.
Bunu bilmeyen yok.
Ama buna göre yaşayan da yok.
Aradan geçen yıllara rağmen hâlâ aynı hataları tekrarlıyoruz. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden sonra “artık ders aldık” demiştik. 6 Şubat 2023, bu sözlerin ne kadar boş olduğunu acı biçimde gösterdi.
Doğu Anadolu Fay Hattı uyandı.
11 il etkilendi.
On binlerce insan hayatını kaybetti.
Ve yine gördük ki:
Denetimsiz binalar,
ihmal edilmiş zeminler,
imar aflarıyla aklanan çürük yapılar…
Bedeli yine halk ödedi.
Biz Bursa’da yaşayanlar için bu tablo yabancı değil.
Unutmayalım:
Bursa, aktif fay hatlarının tam ortasında yer alıyor.
Gemlik’ten Mudanya’ya, Nilüfer’den Yıldırım’a kadar uzanan hatlar, bu kentin gerçeği.
Yani biz, “uzaktan izleyen” değil; riskin tam ortasında yaşayan bir şehiriz.
Bugün Bursa’dan İstanbul’a baktığımızda, Marmara’nın altındaki sessizliği artık duymamak mümkün değil.
Bilim insanları yıllardır uyarıyor:
İstanbul depremi bir ihtimal değil, bir zorunluluktur.
Kuzey Anadolu Fayı, Marmara Denizi’nin altında 250 yılı aşkın süredir enerji biriktiriyor. Bu, tartışmasız bir bilimsel gerçektir.
İstanbul’un tablosu ürkütücü:
Binaların büyük bölümü 2000 öncesi,
sokaklar dar,
yapılar bitişik,
nüfus yoğunluğu rekor seviyede.
Ama benzer bir tabloyu Bursa’nın birçok mahallesinde de görüyoruz.
Eski yapı stokları, plansız büyüme, dar sokaklar…
Hepsi burada da var.
Olası bir Marmara depreminde sadece İstanbul değil, Bursa da ağır yara alacaktır.
Çünkü bu havza tek bir ekonomik ve sosyal bütündür.
Bu yüzden mesele sadece İstanbul’un değil, Bursa’nın da meselesidir.
Peki ne yapıyoruz?
Kentsel dönüşümü konuşuyoruz.
Ama uygulamada ağır aksak ilerliyoruz.
Hâlâ:
Deniz kumu kullanılan,
nervürsüz demirle yapılmış,
mühendis görmemiş yapılar ayakta.
Bursa’nın birçok semtinde bu yapılar hâlâ insanların üzerinde birer risk olarak duruyor.
Dönüşümün önünde finansman sorunları, mülkiyet kavgaları ve bürokrasi engeli var.
Zaman ise hızla daralıyor.
Üstelik mesele sadece bina da değil. Zemin gerçeği var.
Özellikle alüvyon zeminli bölgelerde, deprem anında yaşanacak sıvılaşma riski göz ardı edilemez.
Ama biz çoğu zaman bunları konuşmak yerine “Allah korusun” deyip geçiyoruz.
Oysa deprem kader değildir.
İhmal kaderdir.
Japonya’da da deprem oluyor. Ama orada insanlar ölmemek için hazırlanıyor. Çünkü bilim var, planlama var, disiplin var.
Bizde ise çoğu zaman temenni var, tedbir yok.
6 Şubat’ta kaybettiklerimizi yılda bir gün anmak yetmez.
Gerçek anma, Bursa’yı ve Marmara’yı depreme dirençli hale getirmektir.
Bursa’da son yıllarda artan bungalow ve ahşap yapı projeleri bu açıdan dikkat çekicidir.
Doğru mühendislikle yapıldığında, hafif ve esnek yapılar beton yığınlarına göre çok daha güvenlidir.
Belki de geleceğin Bursa’sı; yüksek katlı beton bloklarla değil, insan ölçeğinde, sağlam ve doğayla uyumlu yapılarla kurulacaktır.
Sonuç olarak…
Deprem bize sürekli aynı soruyu soruyor:
“Hazır mısınız, Bursa?”
Bugüne kadar verdiğimiz cevap çoğu zaman “Hayır” oldu.
Artık bunu değiştirmek zorundayız.
Yoksa bir sabah yine siren sesleriyle uyanacağız.
Yine “keşke” diyeceğiz.
Ama o “keşke”, hiçbir canı geri getirmeyecek.
